Ana içeriğe atla

 

Siyasetin toplumsallaştırılmasında katılımcı bir çalışma: Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi

11 Kasım tarihli Birgün gazetesi Pazar ekinde Zeynep Oğuz tarafından hazırlanan “Ders kitaplarında insan haklarının izi” başlıklı bir yazı yayımlandı. Bu yazı ilki 2001 yılı Ekim ayında başlanarak 2003 yılı Haziran ayında tamamlanan “Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi”nin 2007 yılında tekrarlanacağı müjdesini veriyordu. İlk proje, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) şemsiyesi altında Tarih Vakfı koordinatörlüğü ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın uzmanlık, Avrupa Komisyonu –İnsan Hakları ve Demokrasi Gelişimi Fonu Açık Toplum Enstitüsü’nün mali desteği ile yürütülmüştü. Eğitim-Sen’de bu çalışmaya destek vererek projeye katkıda bulunmuştu.

Zeynep Oğuz yazısında ilk projeyi şöyle özetlemektedir:

Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesinin birincisi, 190 ders kitabını Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ile diğer insan hakları kanunlarıyla karşılaştırılarak, öğretmenler ve öğrencilerden oluşan (165 öğretmen, 71 öğrenci ve 51 veli olmak üzere toplam 287 kişi) geniş bir gönüllü katılımıyla gerçekleşmişti. Taramalar sonucunda ders kitaplarında toplam 4 bin hak ihlali saptanmıştı. Bu ihlaller cinsiyet, dil, din, etnik köken ayrımcılığından özcülüğe, yabancı korkusundan ölümü yüceltmeye kadar ders kitaplarında yer alan onlarca soruna işaret ediyordu.

Hak ihlallerinin 4 bini bulan bu muazzam sayısı ise, 7-15 yaş arasındaki çocukların önüne nasıl bir dünya tasavvurunu sunduğunu ortaya çıkarması açısından çok önemli olmakla beraber, kimi acil önlemlerin alınmasını da zorunlu kılıyordu. En beklenmedik konularda, Matematik veya Fizik ders kitaplarında bile cinsiyetçi, ayrımcı ifadelerin bulunması oldukça dikkat çekiciydi. Araştırmanın sonunda, Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi kapsamında, projeye dahil olan çeşitli akademisyenlerin ve kendi alanında yetkili kişilerin hazırladıkları makaleler, sempozyum bildirileri ve anket sonuçlan, vakıf tarafından hazırlanan beş ayrı kitap halinde basıldı.”

2007 yılı Kasım ayında başlatılan ve “16 ay sürecek olan yeni projenin amacı, insan hakları ihlallerin ders kitaplarından ne oranda temizlenmiş olduğuna odaklanarak insan haklarına duyarlı, ders kitaplarına öncülük edebilmek...” diye belirtiyor Zeynep Oğuz.

Ders Kitaplarında İnsan Hakları Projesi” ögretmenlerin, öğrencilerin, velilerin, akademisyenlerin, sendika ve sivil toplum örgütlerinin katılımcı yöntem ile ortaya çıkardıkları bir çalışma. Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinden, katılımcıların arkasındaki üniversitelerden, ilk ve orta öğretim kurumlarından da destek görüyor. Bu proje ile, toplumsal sorumluluk duyan vatandaşlar eğitim müfredatını salt kamu kurumlarına (Milli Eğitim Bakanlığı, MEB Talim Terbiye Kurulu vb.) bırakmıyor kendileri de sahip çıkıyorlar. Bunun ne kadar yerinde bir girişim olduğunu da proje sonuçları ortaya koyuyor. 190 ders kitabında 4 bin hak ihlali tespit ediliyor. Eğitim politikasına vatandaşın doğrudan müdahalesi söz konusu. Bu kadar kapsamlı olarak herhalde bir ilk. Türkiye eğitim politikasında insan haklarını gözetmekte de bir “devrim” niteliği taşıyor.

Siyasetin salt siyasi partiler tarafından yapılan bir şey olmadığını ve katılımcı yöntem ile toplum tarafından doğrudan yapılabileceğini gösteriyor. Siyasetin bu proje kapsamındaki çalışma çerçevesinde toplumsallaştığına dair özgün bir örneği sunuyor. Eğitim müfredatı “resmi görevli” olmayan vatandaşlar tarafından bizzat insan hakları bağlamında irdeleniyor.

Toplumun katılımcı yöntem ile bu doğrudan müdahalesi “resmi/yasal” olmadığı için projenin sonuçlarının değerlendirmesi yani hak ihlallerinin ders kitaplarından temizlenmesi yine Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili kuruluşları tarafından yapılacak. Binlerce hak ihlalini “gör(e)memiş” olan bu kuruluşların demokratik ve insan haklarına uygun bir eğitim müfredatı sağlamak konusunda sınıfta kaldıkları da ortada. Dolayısıyla, konuyu bu noktada bırakmadan takip etmek gerekiyor. Tarih Vakfı’nın yeni projesi işte bu amaçla gündeme geliyor. Milli Eğitim Bakanlığı ders kitaplarından hak ihlallerinin ne kadarını ortadan kaldırdı? Yeni kitaplarda tespit edilmiş olan hak ihlallerini ne oranda göz önüne aldı? Dört sene sonra 2007 yılında başlanan çalışma da bize ilk projenin ders kitaplarına ne denli yansıtıldığını gösterecek. Diğer bir deyişle “katılımcı yöntem ile denetleme” projesi de denilebilir başlatılan yeni çalışmaya.

Bu projeye emek vererek eğitim müfredatında hak ihlallerini tespit eden ve şimdi de bunların Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ders kitaplarına ne kadar yansıtıldığını denetleyen toplumsal sorumluluk sahibi öğrenci, öğretmen, akademisyen vatandaşımıza ve bu çalışmaları organize ve koordine eden, katkı veren TÜBA ve Tarih Vakfı başta olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerine bir vatandaş olarak şükranlarımı sunarım.

Erdal Karayazgan 16.11.2007



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Mozaik”den “Ebru”ya

“ Mozaik”den “Ebru”ya Attila Durak’ın “ Ebru: Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar” (Metis Yayınları, 2007)  başlıklı kitabını hazırlayan Ayşe Gül Altınay’a göre bir metafor olarak “Ebru” , “asimilasyon ve bir tür çokkültürcülüğün benzer biçimlerde önümüzü kapatan çerçevelerine alternatif bir arayışı” temsil ediyor. Çokkültürcülüğün metaforu olarak halen popüler olan mozaik kavramını aşan ona alternatif olan yeni bir metafor. Mozaikin katılığına esneklik, durağanlığına hareket/akışkanlık, sınırlılığına geçişkenlik ve değişmezliğine değişkenlik öneriyor ebru bizlere. Bu önerilenler üzerinden yaşadığım kısa hayatımı düşündüğümde bile bir “ ebruli ” bir yaşam gözlerimin önünden geçiyor. Sizler de bir düşünün hayatlarınızı. Bir geriye doğru bir bakın ve gelin bugüne doğru. Neler görüyorsunuz? Akışkanlık? Geçişkenlik? Değişkenlik? Yoksa, dün aynı bugün de aynı mı? Ya, tanığı olduğumuz hatta bazılarınla donatılmış olduğumuz kimlikler? Onlar dün aynı bugün aynı mı? Yoksa onlar ...

“Yeni” CHP

“Yeni” CHP     2011 seçimleri ardından bir yandan seçim değerlendirmeleri diğer yandan Türkiye’nin iki ana meselesi Kürt sorunu ve yeni Anayasa konusu siyasetin gündemine oturmaya başladı. Kürt sorunu Yeni Anayasa çalışmaları içinde ele alınacak gibi gözüküyor. Parlamentoya giren partiler ve bağımsızlar arasında sadece, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku ve CHP seçim sürecinde yeni Anayasa ve Kürt sorunu konusunda  somut  öneriler dile getirdiler. AKP ve MHP genel söylemlerden öteye gitmediler. MHP kendisinden zaten beklenen milliyetçi pozisyonunda siyaset yaparken, AKP milliyetçi ve muhafazakar oyları almak üzere taktik olarak düşünülebilecek genel geçer söylemde bulunmakla kalmadı, “Yeni” CHPnin Kürt sorununa dair getirdiği çözüm önerilerine karşı saldırıya geçti.    Kılıçdaroğlu’nun    Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda  Türkiye’nin çekincelerini kaldıracağı  taahhüdüne Erdoğan’ın    tepkisi alaycı ve eleştire...

Muhalefet var, iktidara alternatif de var

  Muhalefet var, iktidara alternatif de var    17 yıllık AKP iktidarı,  giderek daha otoriterleşmeyi sürdürüyor. 16 Nisan Anayasa değişiklikleri ile söz konusu otoriterleşmeyi kısmen “yasalaştırarak” otoriter bir rejim tesis etme yolunda  önemli bir mesafe kaydetmiş durumda. Muhalefet -  TBMM’deki muhalif siyasi partiler ve toplumsal muhalefet -  cenahında durum nasıl gözüküyor? TBMM’de Muhalefet İktidar 17 yıldır sürdürdüğü  “Türkiye'de TBMM’de ‘muhalefet yok, iktidara alternatif yok’  algı operasyonunda muhalefete oy veren vatandaşların üzerinde oldukça başarılı olmuş durumda. Mevcut muhalefet partilerinin TBMM’de çoğunluğu elde etmeleri ve muhalif cumhurbaşkanı adayının kazanabileceğine dair muhalif vatandaşların ciddi bir oranı karamsar. Ancak, karamsar olmalarına rağmen birkaç ay önce yapılan seçimlerde yine muhalefet partilerini desteklemekten geri kalmadılar. 24 Haziran seçimlerinde partiler arasında ittifak imkanı doğunca TBMM'deki mu...