27 Temmuz 2015 Pazartesi

“Mozaik”den “Ebru”ya Attila Durak’ın “Ebru: Kültürel Çeşitlilik Üzerine Yansımalar” (Metis Yayınları, 2007) başlıklı kitabını hazırlayan Ayşe Gül Altınay’a göre bir metafor olarak “Ebru” , “asimilasyon ve bir tür çokkültürcülüğün benzer biçimlerde önümüzü kapatan çerçevelerine alternatif bir arayışı” temsil ediyor. Çokkültürcülüğün metaforu olarak halen popüler olan mozaik kavramını aşan ona alternatif olan yeni bir metafor. Mozaikin katılığına esneklik, durağanlığına hareket/akışkanlık, sınırlılığına geçişkenlik ve değişmezliğine değişkenlik öneriyor ebru bizlere. Bu önerilenler üzerinden yaşadığım kısa hayatımı düşündüğümde bile bir “ebruli” bir yaşam gözlerimin önünden geçiyor. Sizler de bir düşünün hayatlarınızı. Bir geriye doğru bir bakın ve gelin bugüne doğru. Neler görüyorsunuz? Akışkanlık? Geçişkenlik? Değişkenlik? Yoksa, dün aynı bugün de aynı mı? Ya, tanığı olduğumuz hatta bazılarınla donatılmış olduğumuz kimlikler? Onlar dün aynı bugün aynı mı? Yoksa onlar da değişiyor mu? Farklı kimlikler ile etkileşiyorlar mı? Ayşe Gül Altınay, “Sudaki Yansımalar” başlıklı yazısına şu tespit ile başlıyor: “20. yüzyılın son çeyreğine, eşzamanlı ama birbiriyle çelişen iki gelişme damgasını vurdu. Bir yandan, “kültür” ve “kimlik” kavramları yerel, ulusal ve uluslararası politikayı muhtemelen tarihte hiç görülmedik ölçüde tanımlamaya başladı. Öte yandan, bu iki kavrama ilişkin varsayımlar bir dizi politik ve akademik tartışmada radikal bir şekilde sorgulandı, hatta altüst edildi. “ Altinay, yazısında bu politik ve akademik tartışmaları mercek altına alıyor. Altınay, çokkültürlü ve çok kimlikli Türkiye toplumsal hayatında “sol/demokrat yaklaşım”ın öne çıkardığı çokkültürcü mozaik kavramının ( “Çokkültürcülük için yaygın olarak kullanılan metafor, her bir rengin bir etnik veya kültürel birime karşılık geldiği “mozaik” metaforu. “Mozaik” metaforuyla farklı kültürlerin yan yana, barış içinde bir arada yaşamasından doğan güzellik ve zenginlik vurgulanıyor. Her kültür, benzersiz ve diğer kültürlerle eşit sayılıyor. Bu da, çok daha eski bir ilkeye, “kültürel görececilik” ilkesine dayanıyor.” Ayşe Gül Altınay, “Sudaki Yansımalar”) artık antropologlarca eleştirildiği ve yerine “eleştirel çokkültürcülük” teriminin (“Eleştirel çokkültürcülük, Henry Louis Gates’in, çokkültürcü yaklaşımda kültürlerin “etnik grupların sabit mülkü olarak değil, geçişken, dinamik ve etkileşimsel” olduklarının kabul edilmesi gerekliliği konusundaki uyarısına dayanmaktadır (aktaran: Turner 1993, 419). Burada amaç, “kültürel çeşitliliği, daha canlı, açık ve demokratik bir ortak kültür yaratmak için hem egemen kültürün hem de azınlık kültürünün paylaştığı temel kavram ve ilkelere meydan okuyacak, bunları gözden geçirip görelileştirecek bir temel olarak kullanmaktır” (Turner 1993, 413) (Ayşe Gül Altınay “Sudaki Yansımalar”) önerildiğini belirtirken düşünceleri sarsıyor. Her gün gündelik toplumsal yaşamımızda (siyasette) dilimizden düşmeyen o demokrat duyarlılıkla savunduğumuz “mozaik” kavramı adeta yetmez ya da yetersiz hale geliyor. Altinay bu yazısında Türkiye siyasetinin ana gündem maddesine farklı bir bakışı öneriyor. Yazının “Çokkültürcülük” başlıklı bölümünün sonunda da bu önerisini şöyle dile getiriyor: “Eğer eleştirel çokkültürcülük akademik bir girişim olmanın ötesine gidecekse çokkültürcülük konusundaki popüler söylemlerle diyaloğa girmesi gerekir. Farklılık çokkültürcülüğünün gittikçe gelişen akademik eleştirisi ile kültürel çeşitliliğin temsil edilişinde her zamankinden daha popüler hale gelen “mozaik” metaforu arasındaki uçurum nasıl kapatılabilir? Ulus, etnisite, kültür ve kimlik kavramlarına ilişkin sosyal bilimlerde ve diğer beşeri disiplinlerde bugün ifadesini bulan eleştirel düşünce, günlük politikaya ve pratiğe nasıl aktarılabilir? En önemlisi, hâkim “kültür”lerin mevcut hegemonyalarını korumayı hedefleyen asimilasyonist ve muhafazakâr politikanın çemberine girmeden bunu nasıl başarabiliriz? Görsel/metinsel bir yolculuk olarak Ebru, bu yöndeki çabalara katkıda bulunmayı hedefliyor. Çalışmanın odak noktası Türkiye’ deki kültürel çeşitlilik ama anlatmak istediği, ufku ve geçerliliği bununla sınırlı değil. Aslında, bütün kimliklerin ve kültürlerin melez oldukları üzerindeki ısrarlı vurgulara (Haraway 1991, Pieterse 1995, Çağlar 1997) benzer şekilde, kültürel çeşitliliğin her yerde ebruli olarak düşünülebileceğini söylüyoruz. “ Çerkez, Türk, Boşnak, Laz, Roman, Kürt, Ermeni, Rum, Alevi, Sünni ve diğer kimliklerin taşıyıcılarını ebruli bir yaşamı örmeye bir davet bu. Erdal Karayazgan 18.11.2006 Not: Ayşe Gül Altınay’ın yazısına http://www.ebruproject.com/TR/Yazarlar/ayse_gul_altinay.asp adresinden ulaşabilirsiniz.